içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Mestanlı ve Naim - 4 Kasım 2019

“Sahip olduğunuz her şeyi kaybedebilirsiniz. Evinizi barkınızı, işinizi ekmeğinizi kaybedebilirsiniz. Allah vermesin yakınlarınızı zamansız kaybedebilirsiniz. Ama en büyük kayıp insanın kendi kimliğini, adını kaybetmesidir”

“Biz alışık değiliz Türkçe konuşmaya. Hepimizin aynı şansa sahip olmasını dilerim. Bu gece heyecanlı olmamak mümkün değil. Heyecanımı mazur görün” diye başladı sözlerine ve Bulgaristan'da Türklerin isimlerinin zorla değiştirilmeye başlandığı zaman 7-8 yaşlarında bir çocuk olduğunu, bunun kendilerinde meydana getirdiği olumsuz etkileri anlattı. Bulgaristan, Mestanlı Belediye Başkanı İlknur Kazım.

Cumartesi günü Naim Süleymanoğlu Mestanlı Kültür Evi ile Mestanlı Yöresel Kültür ve Yardımlaşma Derneğinin açılışı yapıldı. Açılışa Ak Parti, CHP ve İYİ Parti heyetlerinin yanı sıra Bulgaristan Mestanlı’dan da davetliler vardı.  Belediye Başkanı İlknur Kazım, Belediye Meclis Başkanı Ömer Hüseyin, Belediye eski Başkanı, HÖH eski Milletvekili, Türkiye Bulgaristan Dostluk Masası Bg Başkanı Erdinç Hayrula, ve Mestanlı Belediyesi eski Başkanı Akif Akif de davetliler arasındaydı. 

Nilüfer Davet’te yoğun bir katılımın olduğu toplantının açılış konuşmasını yapan Dernek Başkanı Hasan Öztürk, Dernek ve Naim Süleymanoğlu Kültür Evi’nin kuruluş amaçları hakkında bilgi verdi.  “Naim için adını Türk ve Dünya tarihine altın harflerle yazdırmış bir sporcu demek doğru bir tanımdır. Ancak, yeterli değildir. Sadece böyle anlatırsak eksik anlatmış oluruz. O, bir özgürlük savaşçısı, o bir halk kahramanıdır” dedi.

Gecenin ilgi odağında, NAİM filminin yapımcısı Mustafa Uslu, yönetmen Özer Feyzioğlu ve filmde Naim rolünü oynayan Hayat Van Eck idi. Bilindiği gibi Mustafa Uslu AYLA ve MÜSLÜM filmlerinin de yapımcısı. Yaptığı duygu yoğunluğu çok yüksek konuşmayla oradakileri o günlere geri götürdü.

 

“Her şeyinizi kaybedebilirsiniz, ama en büyük kayıp adınızı, kimliğinizi kaybetmektir. Adı kaybetmek yaşama umudunu kaybetmektir. Kimliğini, adını korumak için bir bohçayla aç susuz yollara düşen insanların hikayesidir bu film. Sadece Türk oldukları için, sadece kimliklerini korumak için zulme uğrayan, işkenceye tabi tutulan, Belene kamplarına sürülen insanların hikayesidir. Ana vatanları Türkiye’ye geldiklerinde muhacir diyerek, göçmen diyerek Bulgaristanlı diyerek aşağılananların hikayesidir. Bu filmle NAİM ile Bulgaristan Türkü’nü herkes tanıyacak.”

Mustafa Uslu konuşurken o günleri düşündüm. 1984 yılıydı ve Bulgaristan’da Türklerin isimlerinin zorla değiştirilmeye başlanmıştı. İsim değişikliğini kabul etmeyenlerin İşkenceye tabi tutulduğu ve Belene kamplarına sürüldüğü yazıyordu. Bir gazetede,devrin Cumhurbaşkanı Kenan Evrene yazılmış bir mektup vardı. Türkiye Cumhurbaşkanı Kenan evren Diye başlayan mektup, “ben iki çocuk anası bir Türk kadınıyım. Bize burada zülüm ve işkence reva görülüyor. Türk bu kadar çaresiz mi? Ben ölümden kokmuyorum davama hizmet edememekten korkuyorum. Benim İstiklal Savaşında cepheye sırtında mermi taşıyan Anadolu kadınından ne farkım var? Mektubu gözyaşları içinde bitirdim.

Naim Türkiye’ye 13 Aralık 1986 getirildi. Nasıl getirildiği farklı kaynaklarda farklı şekilde anlatılsa da Avustralya'da düzenlenen Dünya Halter Şampiyonası'ndan ortadan kaybolur. Bulgar hükümeti tarafından teröristlerce kaçırıldığınısöylenir. Onu orada alan 1980 öncesi Samsun Ülkü Ocakları Başkanı Ali Durnaoğlu ve arkadaşlarıdır. Merhum Ozan Arif’in de bu olaydaki rolünü unutmamak gerekir.

Naim isimlerin değiştirilmeye başlanmasından sonra iki kez Türkiye’ye kaçmaya niyet etmiş ve başarılı olamamıştır.“Bizim adlarımızı değiştirdiler. Çok zulüm yaptılar. Bunları dünyaya duyurabilmek için kaçtım” diyordu. Türkiye’ye ayak bastığında kutsal vatan toprağını öptü. Basın önündeki ilk sözü de “Ne mutlu Türküm Diyene” oldu.

1989 yılında Akıncıtürk İhsan Dikmen İlköğretim Okulunda çalışıyordum. Okulun bulunduğu konumdan dolayı göçle gelen öğrencilerimizin sayısı hiç de az değildi. O gün ne kadar zor şartlarda okula geldiklerine çok şahit oldum. Çoğu ürkek, çekingen kendi içine kapanmıştı. Bir okul değiştirdiğinde uyum problemini düşündüğünüzde, bunun bir ülke değiştirildiğinde ne demek olduğunu anlayacağınızı umuyorum. Yırtık ayakkabılarla, kış günü karda terlikle, basma etekle, üzerinde giyecek kalın bir şeyi olmadan eski püskü kıyafetlerle titreyerek gelen öğrencilerim vardı.

Atatürk diyor ki; “muhacir diye küçümsenenler, tarihin yazdığı savaşlarda en geriye kalanlar, yani düşmanla sonuna kadar kalanlar dövüşenler, çekilen ordunun ricat hatlarını sağlamak için kendilerini feda edenler ve düşman karşısında kaçmak, çekilmek nedir bilmeyenlerdir.Muhacirler Kaybedilmiş Topraklarımızın Aziz Hatıralarıdır”

İnsanın her şeyini kaybedebilir belki ama. En büyük kayıp kimliğini kaybetmektir. Buna tahammül edemez. Kimliğimize sahip çıkmamız dileğiyle. NAİM’i sabırsızlıkla bekliyorum.

 

 

 

 

 

 

Bu yazı 2960 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum